Affetmek Kolay Olsa…

“Affedecek bir şeyleri olana dek, herkes affetmenin güzel bir fikir olduğunu söyler.”

Affetmek zor. Anlaşılmadığından mı bilmem, düşünmeden konuşup yorum yapar veya öğütler verirsin. Örneğin bir arkadaşın, kendisini inciten bir olayı anlattığında tam olarak anlayıp dinlemeden ‘’aman canım boş ver’’ deyip geçiverirsin. Fakat aynı olay senin başına geldiğinde affetmenin zor olduğunu anlarsın. Günlerini, aylarını, hatta yıllarını alabilir kendine gelmen.. Sonrasında ise bir seçim yaparsın; ya affederek ya da affetmeden yola devam edersin..

Affedecek bir durumu olana kadar insan anlamaz genellikle, affetmenin ne kadar da zor olduğunu. Karşısındakinin acısını dinlemez, dinleyemez.. Belki de toplum bize böyle öğrettiği içindir dinleyemeyişimiz. Çünkü başkasının sorunları ile uğraşmak, kötüyü çekmek veya mutsuz olmakla eşdeğerdir. Bize hep acının hoş bir durum olmadığı ve yaşanmaması gerektiği öğretilmiş. Belki de ondandır anlamaya çalışmadan hemen bir iki kelam söyleyip geçiverişimiz.. Bir şeyi tam olarak anlamak için yüzleşmek gerekmez mi? Acıdan kaçarak veya kaçınarak neyi, nasıl öğrenebilir ve yüzleşebiliriz? Peki yüzleşmek için illa olayı birebir yaşamak mı gerekir?…

Bir şeyi tam olarak bilmesen de anlama yönündeki çabaların seni diğerlerinden farklı kılar. İncinen tarafın asıl ihtiyacı olan da bu çabayı görmektir. Maddi ve somut şeyler değildir genellikle. Aynı zamanda onaylandığını ve değer gördüğünü hisseder bu şekilde. Çünkü acılar, sıkıntılar onaylandıkça ve kabul gördükçe azalır. Hepimizin ihtiyacı olan şey budur. Hava gibi, su gibi.. Varlığının görülmesi ve bir başkası tarafından tanınması. Ondan değil midir giyinip kuşanışımız, çalışıp durmamız, bir şeyleri yetiştirme telaşımız. Başarmak, yapmak, işe yarar olmak, sonucunda birileri tarafından görülmek, fark edilmek. Seni inciten bir olay varlığında, “Buradayım ve acı çekiyorum” un görülmesidir önemli olan. Aynı zamanda, “İhtiyacım olduğunda yanımda olur musun” veya “Yanına gelsem, sana tekrar güvensem beni tekrar incitir misin?” sorularına cevaplar aranır…

Eşin, annen, baban, kardeşin, arkadaşın veya bir akraban seni kırmış olabilir. Örneğin, ailen ile ilgili bir meselede kendini yalnız ve dışlanmış hissediyorsun. Ya da sevgilin seni çok incitti; onunla gelecek planlama konusunda zorlanıyorsun.. Fakat asıl olarak olay veya kişiler değildir önemli olan. Sen de bıraktığı izler ve yaşamında o anki anlamıdır. Çünkü aynı olayı başka bir zamanda ve bambaşka bir ruh hali içerisindeyken farklı şekillerde yorumlayabilirsin. Örneğin, eşinin seni her şey normal seyrinde giderken ki aldatmasıyla çok zorlu bir zamanında ki (doğum sonrası, hastalık süreci, çocukların evden ayrılması..) aldatması bambaşka anlamlar taşıyabilir. Bu da, verdiğin tepkileri veya tepkilerinin şiddetini değiştirir haliyle.. Diğer taraftan, senin için önemli ve yaralayıcı bir olay bir başkası için aynı ciddiyette ve önemde olmayabilir. Yani benzer gibi görünen olaylar, her birimizin yaşamında farklı etkiler bırakırlar…

Sonrasında ise yaptığın seçim belirler yaşantını. Bir karar vermek ve yola devem etmektir gerekli olan. Acıyı bir kenara bırakıp yola devam etmeyi de seçebilirsin acı ile birlikte ilerlemeyi de. Fakat, affetmek yeniden huzur bulmak için iyi bir yol olabilir. Fakat hep, affeden kişinin alttan alan veya ezilen kişi olduğu empoze edildi bize. Diğer bir ifadeyle, mağlup olan. Halbuki, kendin için yaptığın ve seni huzurlu kılacak bir şey denseydi, nasıl olurdu? Yıllarca birileri veya olaylarla uğraşır durur muyduk? Kim bilir?!? Affettiğin kişiyi hayatında tutmak zorunda olduğunu da söylemiyorum sana. Zorundalıklar bunaltır insanı. Sen sadece nasıl hissettiğine odaklan ve önce kendin için bir adım at…

Psikiyatr & Psikoterapist

Uzm. Dr. Sevim H. Tolunay

 

 

 

0 cevaplar

Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir