Dikkat Eksikliği Hiperaktivite

Yaramazlık, haylazlık veya tembelliğin adı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite oldu! Buna bir de HASTALIK diyorlar!??

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), bireyin akademik başarısı, aile hayatı, sosyal ilişkileri ve kendine olan güvenini ciddi şekilde etkileyen ve sık görülen bir ruhsal bozukluktur. Hastalık olarak da ifade edilebilir. KRONİK seyirlidir, yani çocukluk hatta bebeklik döneminde başlar, ergenlik ve yetişkinlik döneminde de devam eder.

Bebeklik, okul öncesi ve ilkokul döneminde aşırı hareketli olma, çok konuşma, istekleri erteleyememe (örn, sık sık sözü keser, sırasını bekleyemez..), dağınıklık, eşyalarını kaybetme, akademik başarı ve arkadaş ilişkilerinde sorunlar görülürken; ergenlik ve yetişkinlik döneminde hareketlilikte kısmen azalma görülür; fakat benzer belirtiler devam eder, akademik başarı daha ciddi düzeyde sorun olmaya başlar, dikkat dağınıklığı, işleri düzene sokma ve bitirmede zorlanma, unutkanlık ve dalgınlık, işyerinde sorunlar, hatta sık sık iş değiştirme, eşle ve diğer kişilerle olan sorunlar ve alkol-madde kullanımı gibi ciddi ve yıkıcı sonuçları olan sorunlar ortaya çıkabilir.

Bu bir hastalıksa neden benim çocuğumda oluyor? Nerede yanlış yaptım?? ACABA daha fazla ilgilenseydim, net kurallar koysaydım… yine olur muydu???

DEHB olan bireylerdeki temel sorun veya hastalığa sebep olan, KALITIMSAL FAKTÖRLER ve BEYİNDEKİ YAPISAL ve İŞLEVSEL BOZUKLUK tur. Özellikle beyinde dikkat ve davranışı düzenleyen ve durup düşünmemizi sağlayan sistemde sorun vardır. Bu sistem kişiye olayı değerlendirme, geçmişi hatırlama yani geçmişte yaşadıklarından ders çıkarma, geleceği öngörme ve planlama işlemleri için gerekli süreyi sağlar. Yani bir eyleme geçmek için birkaç saniyeden birkaç güne varabilen bir durup düşünme zamanına gereksinim duyarız. DEHB olan bireylerde ise bu sistem yeterince çalışmadığı için sonucunu düşünmeden hareket ederler, başladıkları işi sürdüremezler ve amacına uygun davranışlar gösteremezler (freni bozulmuş bir araçta durmaya çalışmak gibi).

Çevresel faktörler, örneğin annenin gebelikte sigara ve alkol kullanımı, erken doğum ve doğum komplikasyonları, bazı hastalıklar, yanlış anne ve baba tutumları, boşanma, ölüm, maddi zorluklar gibi aile içi stres kaynakları veya gıdalar, özellikle aşırı düzeyde şeker içerenler hastalığın oluşumundan sorumlu tutulmuşsa da bu konuda yeterli bir bilimsel kanıt bulunamamıştır. Hastalığa sebep olmazlar; fakat hastalığın gidişini olumsuz yönde etkileyebilirler. Örneğin, DEHB olan bir çocuğa ‘’dur yapma, dinle, haydi’’ vb. komutlar vermek genellikle işe yaramayacak, işe yaramadığı gibi de çocukta hırçınlık, huzursuzluk, karşı gelme gibi belirtilere sebep olacaktır.

Hemen eyleme geçmek, aktif, canlı ve aceleci olmak, aklına geleni söylemek DEHB mudur??

Her insanın hayatında aktif ve canlı olduğu, aklına geleni söylediği, daha sinirli ve tahammülsüz olduğu veya düşünmeden hareket ettiği dönemler olmuştur. Bu dönemlerde bir şeye odaklanmakta güçlük çekilir veya unutkanlıklar yaşanabilir. Önemli olan nokta, bu sorunun veya ilişkili belirtilerin ne sıklıkta yaşandığı, ne kadar süredir var olduğu ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir. Arada bir mi görülüyor, yoksa uzun bir zaman diliminde sürekli olarak mı var?

Tüm bu soruların aydınlatılması ve hastalıkla ilişkili belirtilere sebep olabilecek diğer durumların incelenmesi ile DEHB’nu daha iyi anlayabilir ve bir sonraki basamağa geçebiliriz. Neden benim veya çocuğumun başına geldi sorusuna değil, NE YAPABİLİRİM? sorusuna yanıt aramaktır önemli olan.

Hareketlilik ve kıpır kıpırlık olmadan da DEHB tanısı konur mu?

EVET. Çünkü hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüsellik ayrı ayrı değerlendirilir. Yalnızca hareketlilik veya yalnızca dikkat eksikliği olması ile DEHB tanısı konulabilir.

Bazen sessiz, sakin görünen ve herhangi bir sorun tariflenmeyen bireyler, yıllarca dikkat ile ilgili problemler yaşadıkları halde farkına varılmayabilir. Bu durum, bir sorun olabileceğini düşünmemelerinden kaynaklı olacağı gibi iyi bir şekilde baş ediyor olmalarından da kaynaklı olabilir. Ciddi bir zorlantı yaşandığında ise (örneğin bir sınava girilmesi), belirtilerde ağırlaşma ve daha önce idare edilebilen durumun artık idare edilemediği görülür.. Bu noktada, çocuğun bireysel özellikleri yani stresle baş etme gücü, kişiliği, zeka düzeyi gibi faktörlerden bahsedilebilir ve yıllarca durumu fark edilmeyen birey için yüksek zeka düzeyine sahip veya olaylarla iyi bir şekilde baş ediyor gibi açıklamalar getirilebilir.

Üniversite sınavına hazırlanan bir kız öğrenci, öğretmeninin ‘’Derse bir türlü odaklanamıyor, bence çok daha iyi olabilir, performansının çok altında’’ demesi üzerine anne ve babası tarafından getirilmişti. Görüşmenin başlarında, anlatılan dikkat problemlerinin DEHB’dan ziyade sınav kaygısı veya başka bir kaygı bozukluğundan kaynaklı olabileceğini düşünmüştüm. Çünkü, hastanın genel görünümü sessiz ve sakindi ve aile kızlarının çocukluğuna dair kayda değer bir sorun tariflemiyordu. DEHB ile ilgili uyguladığım bir test ve sorunu detaylandırmam sonucu değiştirdi. Bir dikkat problemi vardı ve hayatı ciddi şekilde etkiliyordu..

Bu bir hastalıksa nasıl tanıyacağız? Belirtileri??

Dikkat, bir diğer ifadeyle odaklanma problemi vardır. Bu durum farklı şekillerde ortaya çıkabilir; sıklıkla da bir işe BAŞLAMAKTA ZORLUK şeklinde karşımıza çıkar. Bu nedenle de yapacakları işleri çok zorda kalıncaya kadar ertelerler. Bıçak kemiğe dayandığı noktada ise artık başka bir çıkar yol kalmadığından yaparlar. İşin İLGİNÇ TARAFI, yapmaktan KEYİF ALDIKLARI şeylere kolaylıkla odaklanabilmeleri ve bunu uzun bir süre de devam ettirebilmeleridir. Örneğin, okulda derslere dikkatini veremeyen ve ödevlerini bitirmekte zorlanan bir çocuk için anne veya babası ‘’Saatlerce televizyonun başında oturuyor, fakat ödeve gelince yok. Bu durum beni çok şaşırtıyor. İsterse her şeyi yapabileceğini düşünüyorum. Bazen özellikle yapmadığını düşünüyor ve kızgınlıktan deliye dönüyorum.’’ der ve çoğunlukla da bu durumu bir irade eksikliği gibi değerlendirilip çocuğa kızar veya ceza verir.

Yetişkinlerde de benzer şekilde, ERTELEME ler sık görülür. Canının istediği şeyi yapan, işine gelmeyince işleri sürekli erteleyen bireyler gibi algılanabilirler ve ilişkilerinde problem yaşayabilirler. Örneğin, faturaların ödenmesi, işyerinde raporların hazırlanması, çamaşırların yıkanması, evde ufak tefek tadilat işleri gibi günlük hayatta çok sık olan ve genellikle de fazla vakit almayan işler günlerce hatta aylarca ertelenebilir. Bazen de bu benzeri sebeplerden dolayı işten atılmalar ve evlilikle ilgili sorunlar ortaya çıkabilir..

Bir şekilde odaklansalar bile bunu gerektiği kadar muhafaza edemezler. Dikkat bir anda dağılabilir ve zihin başka bir yere kayabilir. Bunu yetişkin bir hastamın, radyo istasyonundan uzaklaştıkça radyonun çekmemesine benzettiğini hatırlıyorum. 9 yaşında bir çocuk hastam ise yaşadığı durumu şöyle ifade etmişti; ‘’Öğretmenimin anlattıklarını aklımda tutmaya çalışıyorum ama bunu uzun süre yapamıyorum. Kafamın içinde bir sürü şey uçuşuyor. Dinlemeye çalışıyorum, sonra biri kalemini düşürüyor ve ben o yöne dönüp kalemin nereye düştüğünü görmeye çalışıyorum. Sonra tekrar öğretmenimi dinlemek için başımı kaldırıyorum; fakat birkaç dakika sonra kendimi dün gece yatmadan önce izlediğim TV programını izlerken buluyorum, bir de bakmışım ders bitmiş…’’

Akla gelen şey HEMEN yapılır, DURUP DÜŞÜNÜLMEZ. Daha önce durup düşünmemizi sağlayan ve davranışlarımızı düzenleyen sistemden ve burada bir sorun olduğundan bahsetmiştim.. Anne ve babalar çocukları için, ‘’Düşünmeden hareket eder. Bu çocuğun freni yok. Sabırsızdır, sırasını bekleyemez, istekleri hemen olsun ister.’’ diyerek durumu tanımlarken; öğretmenler ‘’Aklına geleni hemen yapıyor. Cevabı dinlemeden ardı arkasına sorular soruyor. Sırasını bekleyemiyor.’’ gibi ifadelerle durumu tanımlarlar. Yetişkin bir kadın, sohbet ortamında sürekli insanların sözünü kesen, konuşmaları dinlemeden cevaplar veren ve diğer insanların sinirlenmelerine yol açan eşini şöyle tanımladığını hatırlıyorum: ‘’Gözleri kapalı, kulakları tıkalı, çeneye endeksli.’’

Yaşamın tüm dönemlerinde bir UYKU PROBLEMİ vardır. Çocuklukta yaşıtlarına göre daha erken dönemde gündüz uykularını bırakmışlardır, gecede zor uyurlar ve çok az uykuyla hayatlarını idame ettirirler. Anneler sıklıkla ‘’Benim çocuğum çok erken dönemde gündüz uykularını bırakmıştı, geceleri çok zor uyuturdum, bıraksak adeta bir gece kuşu gibi bizimle beraber oturabilirdi’’ diye anlatır çocuğunu. Uyandırmakta zordur bir taraftan, ‘’ölü gibi uyuyor’’ diye bahsedilir.

Canlılığı ve tetikte olmayı düzenleme konusundaki yaşanan güçlükler dışında uzun süreli ÇABA GEREKTİREN işleri yapmakta GÜÇLÜK çekerler. Karşılığı hemen alınamayacak olan ve sürekli çaba gerektiren bir işle uğraşmaya başladıklarında pilleri çabucak bitiverir. Bu uzun mesafe uzun mesafe koşamayan bir atlet örneğine benzetilebilir. Bu bireylerin ilgilerini çekmeyen konularda geride kaldıklarını veya başlamakta zorlandıklarını söylemiştim. İlgilerini çekmeyen ve sessizce oturarak dinlemek zorunda oldukları durumlarda uykularının geldiğini söylerler. ‘’Narkolepsi Sınırında’’ bireyler diye de tanımlanırlar.

DUYGULARINI YÖNETMEKTE zorlanan bireylerdir. Belki de en çok vurgulanması gereken noktalardan biri de bu. Dışarıdan bakıldığında, canı sıkılmış veya demoralize olmuş bir tavır, asabi şikayetler veya hiddetli parlamalar dikkati çekebilir. ‘Çabucak gaza gelen’ bireyler olarak da tanımlanırlar. Düş kırıklıklarına karşı düşük töleransları vardır ve gündelik yaşamın stresleri ile başa çıkmakta sıkıntı çekerler ve kolayca ‘bunalmış veya gergin’ hissederler. Duyguları yönetme zorluğu bazen duygunun uygunsuz şekillerde dışa vurumuna sebep olabilir ve bu da farklı yaş gruplarında farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Örneğin, çocuk yaşına uygun davranışlar göstermediğinden veya kurallı oyunlarda sorun çıkardığından arkadaşları arasında dışlanabilir; bir yetişkin ise kırmızı ışıkta durmak gibi küçük bir sebepden dolayı bile aniden sinirlenebilir, öfke patlaması yaşayabilir ve kendini birdenbire adli bir olayın içerisinde bulabilir. Anne ve babaların çocukları için ‘’Defalarca ceza aldı ama aynı davranışı yineliyor. Üstelik bu davranışın uygun olmadığını biliyor. Hemen arkasından da sanki hiç bir şey olmamış gibi özür diliyor’’ dediklerini sıklıkla duyarız. Aslında, bu durum duyguları yönetmekle ilgili bir sorundur; temelde ise beyinde yapısal olarak davranışların kontrolünü sağlayan sistemdeki bozukluk sebebiyle ortaya çıkmaktadır. Bu hastalığın sebeplerinin bilinmesi, bir miktar rahatlatıcı olsa da çoğu kez, anne ve babayı tükenme noktasına getirir..

Duygusal sorunları yaşayan bir yetişkin ise, çevresindeki kişilerin durumu anlaması daha da zor olabilir; ve öfke, hayal kırıklığı, kırgınlık, mutsuzluk gibi duyguların yaşanmasına sebep olabilir.. Diğer taraftan, DEHB olan bireyler de, zaman zaman çevresindekilerin kendisini anlamadığını düşünerek mutsuzluk, bunaltı, çaresizlik, yalnızlık, hayal kırıklığı, öfke gibi duyguları yaşarlar ve ‘’Ben başarısızım, hiçbir işe yaramıyorum, bir işi de doğru düzgün yapsam, aptalın tekiyim’’ gibi olumsuz düşünceler içerisine girerler. Özgüvenleri azalır. Stres karşısında demoralize olmuş, gergin tavır buradan ileri gelir ve depresyona yatkınlıkları diğer bireylere göre daha fazladır.

Sık sık UNUTKANLIK yaşanır. Özellikle kısa süreli bellekte bir sorun vardır. Eski anıları ayrıntıları ile hatırlarken yeni olan şeyleri hatırlamakta güçlük çekebilirler. Çocuklar sıklıkla kalem, kitap gibi okul araç ve gereçlerini unutur veya kaybederler. Bu nedenle de öğretmeninden sık sık azar işiten çocuklardır bunlar. Bir anlamda, eşit olmayan bireylere eşit davranmaktır bu ve çok acı bir durumdur aynı zamanda. Yaşamın ileriki dönemlerinde ise sıklıkla anahtarların nereye konduğu, önemli bir evrağın yeri, bir odaya ne yapmak üzere girildiği vb. basit gibi görünen şeyler unutulabilir.

Kendilerini ve ZAMANI YÖNETMEK le ilgili sıkıntıları vardır. Çocukluk döneminde genellikle asi, huzursuz, atılgan, kelimeleri ve vücutlarını yeterli şekilde kontrol etmeyi beceremeyen ve dolayısıyla aynı yaştaki diğer çocuklara kıyasla öğretmen ve ebeveyni tarafından daha fazla gözetim altında tutulması gereken bireyler olarak tanımlanırlar. Anneler çocuğu için ‘’Dağınık, düzensiz, odası adeta çöplük gibi. Düzenliyorum; fakat birkaç saat sonra yine karışıyor, tükendiğimi hissediyorum..’’ derken; öğretmenler ‘’Sürekli gözetim altında tutmam gerekiyor. Örneğin, tenefüse çıkıyor veya bir yere gönderiyorum, zamanında gelmeyi başaramıyor. Söylediklerimi bir kere de yapmıyor, bazen defalarca uyarmam gerekiyor. Örneğin, kitabını çıkarmasını söylüyorum, ancak birkaç kez söyledikten sonra yapıyor. Yemek yerken de aynı. Üstünü, yemek yediği yeri adeta bir bebek gibi batırıyor, uyarmam gerekebiliyor..’’ Yetişkinler de de durum çok farklı değildir…

SONUÇ OLARAK,

DEHB, bir yaşam boyu devam eden ve yaşamın her döneminde farklı zorlukları olan bir hastalıktır. Sanıldığından sık görülür ve hem kişinin kendi yaşantısı hem de çevresindeki kişilerin yaşantısını olumsuz şekilde etkileyebilir.

İyi bir tanımlama ve yanlış bilinenlerin düzeltilmesi, yaşanan zorlukları en aza indirecek ve uygun tedavi yöntemlerinin başlanması açısından büyük yarar sağlayacaktır.

Uzm. Dr. Sevim Hacıarifoğlu Tolunay

 

0 cevaplar

Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir