Panik Atak, Takıntı, Depresyon ve Stres..

Psikiyatriye başvurular arttı !

Stres ve panik atak gibi psikolojik sorunların günümüzde arttığına dikkat çeken Psikiyatrist Uzm. Dr. Sevim Hacıarifoğlu Tolunay ile psikolojik hastalıklarla karşı başa çıkmanın yollarını konuştuk.

SEVIM HANIM, ÜLKEMIZDE PANIK ATAK HASTASI ÇOK SAYIDA KIŞI VAR VE HASTALIKLARINDAN HABERSIZ YAŞAMLARINA DEVAM EDIYORLAR. PANIK ATAK NEDIR? HANGI DURUMLARDA ORTAYA ÇIKAR?

Panik atak, korku ve kaygı duygularının beraber ve yoğun bir şekilde yaşandığı, zaman zaman kendini gösteren bir durumdur. Algılanan tehlikeye karşı, birkaç saniye içerisinde başlayan, genellikle 10 dakika veya daha kısa bir süre içerisinde doruk noktaya ulaşan birtakım “bedensel” ve “bilişsel (düşünce ile ilgili)” belirtiler ortaya çıkar. Çarpıntı, terleme, titreme ya da sarsılma, soluğun daralması ya da boğuluyor gibi olma, göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma, bulantı ya da karın ağrısı, baş dönmesi, ayakta duramama, sersemlik ya da bayılacakmış gibi olma, uyuşmalar, titreme, üşüme, ürperme ya da ateş basması gibi duyumlar bedensel belirtileri oluştururken, gerçekdışılık ya da kendine yabancılaşma, kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı, öleceği, kalp krizi ya da inme geçiriyor olduğu yönündeki düşünceler ise bilişsel belirtileri oluşturur.

Panik ataklar; kaygı bozuklukları, depresyon, alkol ve madde ile ilişkili bozukluklar gibi birçok ruhsal bozuklukta ortaya çıkabileceği gibi, kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi), guatr, sara nöbeti (epilepsi), kalp hastalıkları gibi genel tıbbi durumlarda da ortaya çıkabilir. Bu sebeple, altta yatan tıbbi durumlar dikkatli bir şekilde araştırılmalıdır.

TAKINTI HASTALIĞININ TOPLUMDAKİ YAYGINLIĞI NEDİR? HASTALAR NE ZAMAN SİZE BAŞVURUYORLAR?

Takıntı hastalığının yaşam boyu görülme sıklığı %2,5 civarındadır. Psikiyatri kliniklerine başvuran tüm hastaların ise yaklaşık %10’unu oluşturmaktadır.

Hastalar takıntılarının bir hastalık olduğunu düşünmeye başladıkları zaman başvuruyorlar; bu da genellikle takıntılar günlük hayatlarını ciddi şekilde etkilemeye başladığı zamana tekabül ediyor. Bazı hastaların belirtilerin ortaya çıkışından sonraki 10 yıl içinde tedavi almaya başladığı belirtiliyor. Bu süre içerisinde hastaların bir kısmı, çeşitli sebeplerle farklı branşlardan doktorlara (örneğin temizlik takıntısı olan bir hasta ellerindeki kontak dermatit sebebiyle cilt doktoruna) başvurabiliyor; bir kısmı da psikolojik bir rahatsızlığı olduğunu kabul etmeyerek bu sıkıntılı durumla yaşamayı seçebiliyor. Bazen de, çevreden duyulan ilaçların bilinçsizce kullanıldığı veya başka hekimler tarafından uygunsuz tedavilerin başlandığı görülüyor. Tüm bunlar; tedavisi mümkün olabilen ve erken dönemde yapılan müdahaleler ile çok da yüz güldürücü sonuçlar alınabilen bir rahatsızlığın tedavisinden hastaların uzun bir süre mahrum kalmalarına sebep oluyor.

SIZCE GÜNÜMÜZDE OLDUKÇA SIK GÖRÜLEN DEPRESYONUN SEBEPLERI NELERDIR? KORUNMAK IÇIN NELER YAPMAK GEREKIR?

Depresyon birden çok biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörün etkisiyle ortaya çıkan çok faktörlü (multifaktöriyel) bir hastalıktır. Biyolojik nedenler, biyolojik aminler dediğimiz norepinefrin, epinefrin, dopamin, serotonin gibi maddelerin eksikliği, hormonal değişiklikler, kalıtımsal nedenler, beyinde yapısal bozukluklar olarak sayılabilir. Psikolojik ve çevresel faktörlerin başında ise yaşam olayları gelmektedir. Hastalık öncesi kişilik, özellikle bağımlı, takıntılı zorlantılı ve histriyonik kişilik özelliği olanlarda depresyona eğilim daha fazladır.

Depresyondan korunmak için öncelikli olarak, hastalığı tanımak, belirtilerini veya hangi durumların hastalığı tetiklediğini bilmek gerekir. Tabi burada, herkesin olaylar ve/veya kişilerden aynı oranda etkilenmediğini ve benzer tepkiler vermediğini düşünürsek standart tedaviler ve önerilerin çok da işe yaramayacağını veya geçici bir rahatlama sağlayacağını söylemek çok da yanlış olmaz. Her birey ayrı bir şekilde ele alınmalı, detaylı bir görüşme yapılarak tüm tıbbi ve psikolojik durumları ortaya çıkarılmalıdır. Bazen, depresyon hastalığı ortaya çıkmadan veya intihar gibi ciddi ve yıkıcı sonuçlara ulaşmadan uzman bir kişiyle görüşmek uygun önlemler alınması açısından faydalı olacaktır.

GÜNÜMÜZ INSANINA BAKTIĞIMIZDA DAHA SINIRLI VE STRESLI.. BU KONUDA UZMAN BIR KIŞI OLARAK STRESI AZALTMAK VE DAHA SAKIN KALABILMEK IÇIN BIZE NE GIBI ÖNERILERDE BULUNABILIRSINIZ?

Stresi yaşamamak, sakin kalabilmek son dönemde oldukça zor gibi görünüyor. Televizyonu açıyorsunuz, gazeteyi elinize alıyorsunuz; her gün birileri ölüyor, şiddet, terör, ülkenin ekonomik ve siyasi durumu, belirsizlik.. Günlük yaşantımızda da aynı şekilde stres, sıkıntı var. İnsanlar birbirini dinlemiyor, kişiler arası problemler, aile içi çatışmalar günden güne artıyor ve tabi haliyle psikiyatriye başvurularda da bu yönde bir artış söz konusu..

Stresi azaltmak ve sakin kalabilmek için söylenecek çok şey var aslında; fakat burada hepsini anlatmak çok da mümkün değil sanıyorum Ama kısaca bir şeyler söylemem gerekirse, kişinin olaylar karşısında daha sakin kalabilmesi için öncelikle durum ya da duruma verilen tepkilerini değiştirmesi gerekir. Çünkü aynı şekilde davranarak ve benzer tepkiler vererek farklı sonuçlar beklemek çok da gerçekçi değildir.

İşte bu noktada terapiler devreye giriyor. Terapilerde ne yapıyoruz? Kişinin hayatındaki stres kaynaklarının neler olduğu, bunlar karşısında nasıl tepkiler verdiği ve neler yaptığını detaylı bir şekilde araştırıyoruz. Sonrasında ise danışan kişinin bundan sonraki süreçte hayatında ne gibi değişiklikler yapmak istediğini belirleyip, bunu nasıl sağlayacağı konusunda birlikte bir tedavi planı oluşturuyoruz. Solunum egzersizi, gevşeme yöntemleri, beslenme ve diyet, olumsuz ve stresin devam etmesine yol açan düşüncelere meydan okuma, telkin yöntemleri, etkili iletişim ve etkili zaman yönetimi uygulanan yöntemler arasında sayılabilir. Zaman zaman da ilaçlar tedaviye eklenebilir.

Uzm. Dr. Sevim Hacıarifoğlu Tolunay

0 cevaplar

Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir