Psikolojik Çerçeveden Terör

Son dönemde yaşanan terör olayları ve insanların acımasızca katledilmeleri karşısında toplum olarak zor günler geçirmekteyiz. Çok sayıda insanın ölmesi, yaralanması ve halen ülkemiz üzerinde tehditlerin devam etmesi derin üzüntü, çaresizlik, belirsizlik, korku, panik hali, öfke ve nefret gibi duygular yaşanmasına neden olmaktadır.

Saldırgan Davranışı Anlamak..

İnsan psikolojisini böylesine derinden etkileyen saldırgan davranışlar nasıl ortaya çıkmaktadır? Terörist kimdir, neden insanları acımasızca, kasten öldürmektedir? Tüm bu soruların cevabını verebilmek terörü şiddet ve saldırganlık kavramları bağlamında değerlendirmekle mümkündür. İnsanları şiddet ve saldırgan davranışlara iten başlıca faktörler; geçmiş deneyimler, olumsuz pekiştireçler, inanç, tutum ve algılar, sosyal ve çevresel faktörler olarak sayılabilir.

İnsan davranışlarında hiç şüphesiz geçmiş deneyimlerin etkisi büyüktür. Çocuk ilk olarak aile ve akran gruplarındaki yaşantıları gözlem ve taklit yoluyla öğrenir. Biz buna “sosyal öğrenme” diyoruz.  Özellikle aile ortamında ebeveynler arasındaki çatışma ve saldırganlık çocukların aynı davranışı dışa vurması, diğer bir ifadeyle uygulamasında önemli bir role sahiptir. Bunun yanında, böyle bir ortamda büyüyen çocuk, saldırgan davranışın normal ve izin verilen bir durum olduğunu öğrenerek ileride saldırgan davranışlar sergileyebilir. Ayrıca, bu çocuklar çevreyi ve toplumu tehlikeli bir yer olarak algılayabilir, ilişkilerde olumsuz çıkarımlar yapmaya eğilimli olurlar. Dolayısıyla uyum sağlamaya, çözüme yönelik becerileri eksik kalır ve saldırganlığı, çatışma yönetiminin bir parçası olarak görebilirler.

Çocuk, ebeveyni dışında yakın bir arkadaşını da örnek alabilir. Örneğin, madde kullanımını veya suç işlemeyi destekleyen arkadaşların çocuk da benzer davranışlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Özellikle erken suç işleyen arkadaşlar ile olan ilişkiler çocuğun suç işleme davranışına sebep olan önemli faktörlerdendir.

Gözlem, taklit ve tekrarlama yoluyla öğrenilen saldırgan davranış, birtakım etkenler varlığında pekiştirilerek devam etmektedir. Çocuğun şiddet içerikli davranışı karşısında tepkisiz kalınması veya boğun eğilmesi bir tür “olumsuz pekiştireç” görevi görür ve bu davranışın yerleşmesine ve çocuğun şiddete başvurmasına neden olabilir. Diğer taraftan, bireylerin bu gibi durumlarda övgü ya da başka olumlu tepkiler vermesi saldırganlığa yönelik olumlu bir tutum kazanılmasını sağlayabilir. Bu olumlu tutum, kişiler arası yakın ilişkiler ve farklı toplumsal ortamlarda genel bir strateji olarak kullanılabilir ve olumsuz saldırgan davranışı destekleyebilir.

Şiddete başvurma eğilimini, saldırgan davranışa yönelik inanç ve tutumlar belirlemektedir. Bu bireyler, istediği şeyi zorbalıkla alacağını düşünürler ve kendilerince de haklı açıklamaları vardır. Kurbanların maruz kaldıkları şiddeti hak ettiğini, çok da fazla acı çekmediğini düşünürler. Örneğin, tecavüz eden kişi kurbanına “öyle giyinmeseydi, o saatte orada olmasaydı, kendisi de istekliydi zaten..” şeklinde açıklamalar yapmakta veya bir terörist insanları öldürürken “kafir, zalim, dinsiz” gibi sözler söylemektedir. Tüm bunlar, şiddet içerikli davranışı daha kabul edilebilir kılmaktadır. Ayrıca, yapılan eylem için birtakım gerekçeler sunulması ve hak edildiği şeklindeki güçlü inanışlar şiddetin boyutunu daha da arttıracaktır.

Yapılan çalışmalar, şiddete başvuran kişilerin bir kısmının hem aile hem de sosyal ortamının “onaylamayan nitelikte” olduğunu göstermektedir. Onaylanmama, onaylanma ihtiyacını doğurmakta ve bu bireyler dediklerini yaptırarak bir nevi bu ihtiyacı karşılamaktadırlar. Ek olarak, bir gruba ait olmak bir nevi kabul görmek, değerli hissetmek anlamına gelmektedir.

Medya, şiddet ve saldırganlık davranışı üzerinde olumsuz etkiye sahip önemli bir çevresel faktör olarak sayılabilir. Çocuk ve gençlerin, zamanlarının büyük bir kısmını televizyon veya internet karşısında geçirdikleri düşünüldüğünde, olayın boyutu hiç de azımsanmayacak düzeydedir. Şiddet davranışı, televizyonda izlenen filmler, klipler, internette oynanan oyunlar ile pekiştirilir. Örneğin, çocuk bir çizgi film kahramanını model alabilir ve aynı şekilde davranmaya çalışılabilir.

Duyarsızlaşıyor muyuz?

Medyada çıkan haberler, sosyal medya aracılığıyla terörü kınayan yorumlar, evladını kaybetmiş acılı ailelerin görüntülerinin sık sık izlenmesi, insanların var olan duruma “sistematik bir şekilde duyarsızlaşma”sına, yani alışması veya tepkisizleşmesine neden olmaktadır. Bu konuda farklı uygulamaların olması, belki de insanları daha duyarlı kılacak, aynı zamanda da terörü amacına ulaştırmamış olacaktır.

Sonuç Olarak..

Terör ve şiddet olayları, birçok insanın ölümüne sebep olmakta ve geride kalan şehit aileleri, yaralı olarak kurtulanlar, olaya tanıklık edenler, yardım eden sağlık görevlileri, polisler ve toplumun diğer kesimlerinde ciddi psikolojik etkiler yaratmaktadır.

Olayın psikolojik boyutunu anlamak, karşı tarafın psikolojisini anlamakla, yani insanları saldırgan davranışlara iten faktörleri gözden geçirmekle de mümkün olabilir. Bu da,  içimizden veya yanı başımızdan doğan terörü kökünden kurutmak, gerekli önlemleri almak ve mücadele noktasında önem kazanmaktadır.

Uzm. Dr. Sevim Hacıarifoğlu Tolunay

0 cevaplar

Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir