Sosyal Medya ve Gerçek Yaşantımız: Hayatın İki Yüzü..

Son dönemde bir sosyal medya çılgınlığıdır gidiyor. Herkesin elinde bir akıllı telefon, sürekli olarak kimin ne yaptığı, nerede ve kiminle olduğu, ne yediği, nasıl hissettiği gibi durumları takip etme ihtiyacı içerisindeyiz. Trafikte kırmızı ışıkta durduğumuzda, hatta arabayı sürerken dahi kontrol ediyoruz, ‘’Acaba yeni bir şey var mı?’’ diye. Diğerlerinin ne yaptığını görmek ve kendi ne yaptığımızı göstermek üzerine şekillendiriyoruz yaşantımızı.

Yüz yüze bir ilişkinin olmadığı bir iletişim modeli, çoğunlukla yanlış anlamalara ve çarpıtmalara zemin hazırlar. Hele ki, temelde kişilik yapınızda aşırı bir rekabet, en iyi olma, üstün olma, haklı olma, yeterli olabilme gibi hassasiyetleriniz varsa durum sizin için biraz daha zor olabilir.

Diğerlerini görme isteği ve sürekli takip etme, temelde ki sıkıntı yaratan inanışlarınızı harekete geçirir. Adeta bam telinize dokunulur ve kin, öfke, aşırı rekabet, çökkünlük  gibi olumsuz duygularınız alevlenir. Siz neden sıkıntıya girdiğinizi bile anlayamazsınız. Sonuç olarak, mutsuz, sıkıntılı bir hale gelir ve kendinizle ilgili ‘’Ben iyi değilim’’, ‘’İyi bir hayatım yok’’, ‘’Başarılı değilim’’, ‘’Ben bunu hak etmiyorum’’ gibi olumsuz ve kendinize karşı oldukça acımasız olan çıkarımlar yaparsınız.

Peki böyle bir ruh hali içerisinde olan insan ne yapar dersiniz? Ya sessizleşip daha da yalnızlaşabilir ya da saldırgan bir tutum içerisine girebilir. Daha da ilginç olanı, gerçek yaşantısıyla bağdaşmayan bir tutum sergileyebilir ve adeta başka bir insan haline gelir. Gerçek hayatta farklı, sanal hayatta farklı. Örneğin; sessiz ve sakin bir duruşa sahip bir insan, gerçek yaşantısı ve kişiliğinden farklı olarak sosyal medyada daha saldırgan ve meydan okuyan yazılar yazabilir, yediği yemeği, sevgilisiyle çekilmiş bir fotoğrafı veya hiç adeti değilken bir aile fotoğrafını sosyal medya hesabına koyabilir. Gerçekte olduğundan farklı bir hayat yaşar!!!

Aslına bakıldığında tüm bunlar, temelde ki olumsuz duygu, düşünce ve inanışlarla baş etme yöntemidir. Aynı zamanda da, görülme ve görünür olma isteğidir. Çünkü, her birimiz doğamız gereği yaşamda var olabilmek için uğraşır ve ilişkiler kurarız. Sosyal medya zaman zaman ilişkiler kurmamız bağlamında olumlu katkılar sağlasa da bazen işin dozu kaçırılır ve uyumsuz, abartılı tepkiler ve gerçek yaşantımızın dışında başka yaşantılar oluşturulur. Bu da bizi daha da yalnızlaştırıp özgüvenimizi azaltır. Diğer taraftan; görülme ve duyulma isteğimiz sonucu yarattığımız kitle, ilk etapta hoşumuza giden bir durum iken takipçilerimizin sayısı arttıkça üzerimizde baskı hisseder ve daha çok paylaşımda bulunuruz. Bu ise, daha çok görülme, daha çok duyulma isteğimizi körükler. Bizi oldukça zorlayan yersiz bir çaba içerisine girebiliriz ve benzer uğraşıların sonu bir türlü gelmez. ‘’Ne kadar çok kişi takip ediyorsa o kadar iyiyim’’ yanılgısı zihninizde döner durur ve hiçbir zaman gerçek anlamda bir tatmin duygusunu yaşayamayız. İlaveten; bu durumun gerçek hayata yansımaları da olur. Diğerleri gibi olma, onlara yetişme, kendini kanıtlama çabaları sizi tüketebilir. Örneğin; daha çok çalışabilir, daha iyi bir hayat standardı için eşinizle tartışabilir veya çevreyle olan ilişkileriniz de problemler ortaya çıkabilir…

Uzm. Dr. Sevim Hacıarifoğlu Tolunay

0 cevaplar

Cevapla

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir